|
||
|
|||
|
Zihni Sinir, İş Dünyası'na Alternatif Proceler Sunuyor... Zihni Sinir… Yıllardır hem güldürüyor hem de yaratıcılığıyla hayran bırakıyor… Kendine has “proce”leri ile bilgi dünyasının en farklı “porof”u… Günümüz dünyasını açıklayan “değişim” ve “yaratıcılık” kavramları için adeta ilham veren Zihni Sinir’in yaratıcısı İrfan Sayar’la Zihni Sinir’in 30 yıla yakın hikâyesini ve günümüz dünyasında farklı olabilmeyi konuştuk… Zihni Sinir “proce”lerinin hikâyesini özetleyebilir misiniz? Aslen Manisalı doğuluyum. İstanbul’a -şimdi Mimar Sinan Üniversitesi olan- Güzel Sanatlar Akademisi Dekor Bölümü’nü kazanarak geldim. İkinci sınıfta Gırgır dergisinde çalışmaya başladım. 1977’de Zihni Sinir karakterini yarattım. Zihni Sinir, insan-eşya, insan-teknoloji arasındaki ilişkiyi irdeleyen bir karakter oldu. Herkesin dilinin ucunda olan bir şeyi dillendirdiği için çok tutuldu. Şimdi insan ve teknoloji arasındaki ilişkinin çok yeni soruları ortaya çıkardığı bir dönemdeyiz. İnsan, çok hızlı gelişen teknolojiyi anlamakta güçlük çektiği için yeniden farklı bir misyonla gündeme geldi. İnsan, alet yapan bir varlık. Ancak o alet dönüp onun canını yaktığında doğaya dönüyor. Zihni Sinir, bu döngü sürekli devam ediyor. Bu çelişkili gözüken durumda ortaya çıkan komiklikleri de kullanıyor. Bu yaratıcılığı neye bağlıyorsunuz? Zihni Sinir’in başında yer alan “Porof” sıfatından dolayı olaylara eğitici tarafından bakıyor. Zihni Sinir mükemmel şeyler yapmıyor, varolan mükemmel şeyleri deşifre ederek onların içindeki basit yanları ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla herkeste varolan yaratıcılığın körelmesini engelleyen pozitif bir özelliği var. İnsanın en temel özelliği, yaratıcı olması… Aksi bir örnek olarak, zamanı bağladığımız takvim denen tasarım bizim yaratıcılığımızı engelleyerek hayatımızı sıkıcı bir rutine sokabiliyor. Buna benzer eğitim sistemleri, fabrika işleyişleri, iş sistemleri, sınıflara ayrılma gibi çeşitli tasarımlar belli dönemler geçtikten sonra sorun yaratıyor. Bunları yakalayıp hemen yeni bir çözüm üretme heyecanını Zihni Sinir’le yakalıyoruz. Burada kendi çocukluğumdan verdiğim bir örnek var. Ailem şehirde yaşarken, köye gittiğimizde oradaki köylü çocuklar arasında sakil duruma düşmemem için oyuncaklarımı götürmeme izin vermezdi. Bu şekilde orada doğal malzemelerle oyuncakların benzerlerini yapma eğilimi içinde oluyordum. Buradan anlıyoruz ki, yaratmak için öncelikle bir engele ihtiyaç var. Ardından bu engeli aşmak için üreteceğin çözümü oluşturabileceğin uygun ortam gerekli. Eğer ailem üstüm kirlenmesin diye beni köyde doğaya bırakmasaydı, yaratıcılığımı ortaya koyamazdım. Hele bir de bu yaratımı diğer insanlarla paylaşırsan, o zaman insanın isteği artıyor. Bu “proce”leri üretirken ne gibi prensiplerle çalışıyorsunuz? Lisedeyken fen bölümünü seçmiş olmamın, bir analitik bakış açısı ve sorgulama refleksi kazandırdığını düşünüyorum. Zaman geçtikçe bu güdü otomatikleşerek ilerledi. En basit şeyi bile sorguladığınızda bile milyonlarca soru işareti ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra madde-mana ilişkisi çok önemli. Daha derin manalar yaratmak için, manalarını maddelerle ilişkilendirmek şart. Bir düşünceyi, en azından en basit madde olan yazıya dökmeyi bir alışkanlık haline getirmek lazım… Günce tutmak bile insanın yaratım işleyişinde büyük değer taşıyor. Ürünlerinizde ne gibi özellikler bulunmasına özen gösteriyorsunuz? Gırgır dergisinden sonraki dönemde Arnavutköy’de küçük bir atölye açmıştım. Orada kendime iş edinmem gerekiyordu. Bunun için aklımdaki tasarımların gerçeklikle en şiddetli şekilde, yani perakende satışta insanlarla buluşmasını hedefledim. Bu süreçte olanları irdeleyip, buradan yeni bir şeyler çıkarmak diğer amacımdı. Aslımdaki sanatçı kimliğini buralarda kullanırım diye düşünüyordum. Şimdi baktığımda “İyi ki böyle yapmışım” diyorum; Türkiye’nin aradığı küçük bir laboratuar oldu. Türkiye hem marka yaratma ve kişiliğini bulma konusunda sıkıntıda, hem de aradaki birçok boşluğu doldurmak gerekiyor. Yapacağım ürünlerde estetik, mizah ve fonksiyonellik olmak üzere üç olgunun, farklı oranlarda bile olsa, birlikte bulunması esasını belirledim. Fonksiyonellik unsurunu, perakende noktasına varacak sert gerçeklik için yem olarak kullanıyorum. Elle tutulan bir şeyin satın alınması için fonksiyonel olması alışkanlığımız var. Mizah ise buradaki sorgulamayı yaratıyor. Sizin bu uzun süreçte özellikle son yıllarda aldığınız tepkiler ne yönde? Diğer karakterlerin aksine Zihni Sinir, masa başında oturan bir karakter… Onun geri kalan hayatını çok fazla görmüyor, projeleriyle tanıyıp kafamızda oynatıyoruz. Son dönemde gündemde tekrar yer etmesinin nedeni, yakın zamanda yaratıcılık olgusunun öneminin daha iyi anlaşılması. Bunun dışında Turgut Özal döneminde Türkiye’ye yabancı malların akın etmesiyle toplumumuz bunlarla tanıştı. Sonrasında dışarıdan alet alıp fason üretim dönemi bugüne kadar süregeldi. Dış pazarlarla rekabet edebilmek için ürünün maliyetini düşürmeniz gerekiyor ve kaliteyi düşürmeden bunu yapmak zor olduğundan bir tıkanma noktasına geliniyor. Burada yeni bir şeyi yaratmanın önem taşıdığı zamanla anlaşılmaya başlandı. Bu noktada Türkiye’nin yaratıcılık çabalarında Zihni Sinir adeta bir katalizör görevi gördü. TÜBİTAK, Zihni Sinir’i “Buluş Şenlikleri” gibi yollarla sunarak bilimin popülerleşmesi adına çaba gösterdi. Ayrıca Bilim Teknik dergisinde her ay benim çizimlerim yer alıyor. Mizahi bir karakter oluşu da Zihni Sinir’in daha iyi tanınmasında etkili oluyor. Bu kadar yıl boyunca ikinci bir Zihni Sinir’in ortaya çıkmayışını neye bağlıyorsunuz? Aslında bunlar Türkiye için hâlâ yeni olgular… Konunun biraz daha branşlaşması ve detaylandırılması gerekiyor. Asıl isteğim Zihni Sinir markası altında kadromuzun büyüyerek daha fazla tasarımcıyla, daha çeşitli şekillerde ve dallarda üretim gerçekleştirmesi. Zihni Sinir’in yenilenen hedefleri neler? Bunun içinde gençleri bu konuya çekecek projeleriniz var mı? Öncelikle internet sayfamızın bu kadar ayrıntılı ve gelişmiş olması, İstanbul dışındaki insanlarla sıcaklığın kurulması ve korunması amacını güdüyor. Çeşitli fakültelerden gençler, kendi projelerini üretiyor. Burada bir atölye çalışması başlattık. 6-12 yaş arası çocuklara yönelik, elektronik robot yapmayı öğreten bir çalışmamız oldu. Öncelikle konu hakkında basit bilgiler edinme, ardından bu bilgilerle ışık sensörlü kendi oyuncağını yapma üzerine kurulu. Maalesef katılan çocuklar çok mutlu olmasına rağmen bunun duyurusunu yeterince yapamadığımız için genişleyemedi. Buraya katılan çocuklar edilgen yapıdan çıkıp kendini bu yapının içinde hissediyor. Bu tip organizasyonların genişletilmesi çok faydalı olur. Bir yandan da yeni tasarımların atölyede üretilmesiyle uğraşıyoruz. Yeni sezonda tamamen mekanik ve elektronik şekilde üretilen ürünler var. Zamanla eğer daha çok kişinin aktif olarak üretimde yer aldığı bir yapı kurarsak, burada daha iyi işler ortaya çıkacak. Yaratıcı birkaç insanın organize olmuş ivmeli yaratım süreci gerçekten hayal bile edilemeyecek boyutlarda bir üretim sağlar. |
![]() |
| Etiketler |
| irfan sayar, porof zihni sinir, proce, proje, röportaj, zihni sinir |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|